Archive for Mayıs 2015

Nurdish Shippuuden: Kapadokya

By : Nurdish
Merhabalar Gençler! Gezgin Nurdish sezonu açar ve gezmeye başlar. ;)
Ama uzun güncelimi sizinle paylaşmadan önce şunu bildirmek isterim. Gezdiğim yerleri, ilginç olayları ve maceralarımı sizinle paylaşmamın esas sebebi, eğer ben bu yazıyı güncel için yazmazsam daha sonra hiç yazmam. Şimdi yazmak zorunda olduğum için buna vakit ayırabiliyorum. Öbür türlü daha sonra, daha sonra diye diye zaten her şeyi unutuyorum. Bu sebepten ötürü bu yazıyı okumak zorunda değilsiniz arkadaşlar. Sizi azad ediyorum ve güncel yazımı önden yazıyorum.
Öncelikle Watashi ga mangasıyla bugün sevgili Penguş'umun ilk bölümünü yayınlıyoruz! Tebrikler! Aramıza tekrar hoş geldin Penguş çekirge! Saparrow hocalığında büyük ilerlemeler var çekirgemde. ;) İkinci olarak, emeği geçen tüm cadılarıma: Saparrow, Ancaks ve Penguş'uma çooook teşekkür eder, ellerinizden gözlerinizden öperim. :) 

İşte bu haftaki yeni bölümlerimiz. Vuhuuu! Çok güzel bölümlerimiz var! Hemen hüpletin!

Yamato Nadeshiko Shichi Henge- 133.Bölüm
Hero Waltz - 7.Bölüm
Yamada-kun to 7'nin no Majo- 145-146.Bölüm
Watashi ga Motete Dousunda- 7.Bölüm
Dear Only You Don't Know!- 20.Bölüm

Afiyetler Olsun!
--------------------------------------------------------------------------

Şimdi gidebilirsiniz gençler, ben hatıramı yazayım. :D

Her şeyden önce bu gezide bana destek olduğu, eğlendirdiği ve çok güzel hatıralar bıraktığı için teşekkür etmek istediğim biri var. O da Özçekim Çubuğum! O olmasa bu kadar güzel resimler çekemezdim. Hepimizin bir arada bulunduğu bu kadar kare olmazdı. Sen var ol sevgili çubuğum! xD  (Size teşekkür ettiğimi zannettiniz di’mi Küptrik!)

Hikayemizi anlatmaya başlayalım…
Küptrik adında tatlı mı tatlı bir kız, günün birinde kuzeni Nurdish’in yanına gelir ve der ki:
-“Nurdish, benim üniversiteden bir arkadaşım var Kayseri’li, adı Servo. Onunla konuştuk ve ablam Berry ile birlikte Kapadokya’ya gidelim diyoruz. Sen de ge---”  demeye kalmadan Nurdish atlar ve:
-“GELİRİM TABİİ!” şeklinde lafı kızın ağzına tıkar.
Ardından diğer kuzen Beyzobi de onlara katılır, gün belirlenir, uçak biletleri alınır, araç+kalacak yer ayarlanır. Her şey hazır vaziyettedir. Gün gelir çatar ve Cumartesi sabahın köründe hava alanına gidilir. Kayseri'ye iniş yaptıktan sonra Servo, ayarlanan araçla birlikte gelir onları alıp doğru Kapadokya’nın yolu tutulur. 5 genç kızın (küçülde cebime gir misali :D) eğlenceli macerası burada başlar.
Kayseri’den Servo’yla birlikte tanışma, sohbet muhabbet güzel bir yolculuk esnasında “Kahvaltıyı nerede yapacağız?!”  krizini internet ve puanlama sayesinde aşarak Avanos-Salkım Tepesi’nde harika bir  kahvaltı yaptık.  Mekanı size tavsiye ederim arkadaşlar. Hem kahvaltı hem de manzara şahaneydi. Gerçi şoförümüz ısrarla bizi oraya yakın diğer mekana götürmek istedi ama Berry  “Ben yüksek puan almayan yerde kahvaltı etmem!” dediği için buraya gittik ki, gerçekten çok doğru bir karardı. ;) Aslında çok hoş nazar boncuklu ağaç vardı ama Servo o ağaca tepkili olduğundan birlikte resim çekilmedik. :D  
Sonrasında Paşabağı Vadisine geçtik. Bembeyaz taşlar, pudra şekeri kıvamında kumlar, kocaman bacalar ve biz periler, ziyaretimizle bu vadiyi şenlendirdik. :D Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik… Mümkün olduğunca her bir deliğe girip, her yere tırmandık.  Bu grupla ilk turistik gezim oluyor. Yani benim ne kadar tırmanmayı sevdiğimi bilmiyorlardı. Bir bakıyorlar o düzlükteyim, bir bakıyorlar şu tepedeyim. :D Hepberaber iyi keçilik yaptık, üç maymunu bile oynadık. 
Burada uzun süre keyif ettikten sonra tekrar yola vurduk, yemek molası, çömlek yapımının ardından Develi Vadi ve Üç Güzelleri ziyaret ettikten sonra Uçhisar’daki şirin butik otelimize ulaştık. Saat oldu akşam 5… Kızlar perişan… Sabahın köründe yola çıktığımız için yorgunluk o biçim. Ama bu beni durdurur mu? Tutturdum etrafı keşfedelim diye. Ama yüz bulamadım, o ayrı. Otelin şirin avlusunda etrafa bakıyorum ki tırmanabileceğim bir yer, çıkıntı var mı diye.  Ama yoktu… Kızlarla avluda takıldık, dinlendik, sohbet, muhabbet, abur cubur falan güzel vakit geçirdik.  Birkaç saat sonra keşif devriyesi olarak 5 kız vurduk yola. Patikalardan tırmanıyoruz. Hop oraya, hop buraya… Bir elimde özçekim çubuğum, yanımda kızlar yine çeşit çeşit resimler. Bu arada biz ailecek biraz çatlakızdır. Abuk subuk surat ifadeleriyle poz vermeye bayılırız. Garibim Servo ilk biraz bocaladı ama o da çabuk adapte oldu bize. :D  
Heh, keşifte kalmıştık… Şansımıza o tarihlerde Uçhisar’da festival var. Küçük bir belde ama çok şirindi. Kalabalığı da çok hoştu. Gece vakti hiç gerilmeden (?) sokakta yürüyebildik. Neden mi araya (?) sıkıştırdım? Geleceğiz oraya da, merak etmeyin. Uçhisar kalesinde Mercan Dede ve Hüsnü Şenlendirici konserleri vardı. Dedik, onlara gidelim, kapıda bilet alırız. Patikalardan kaleye ulaştık ve konser alanının girişinde bilet satan çocuğa bilet fiyatını sorduk. Bize 55tl demez mi?! Halbuki Biletix’te 40tl idi! Aman Allah’ım!!! Biz o aradaki farkı veremeyiz ki! 15tl kişibaşı! (Hay o parayı vereydik keşke…:P) İkna etmeye çalıştık, fiyat Biletix’te 40’tı, hadi siz de o fiyata satın diye. I-ıh, Nuh diyorlar, peygamber demiyorlar. Gittik kalenin diğer ucuna, orada da satılıyordu bilet. Oradakileri de ikna etmeye çalıştık ama olmadı. Biz de gurur yapıp, “Girmiyo’z be!!!" deyip kalenin kollarına attık kendimizi. Manzara harikaydı kalenin tepesinde. Gün batımını izleme imkanımız oldu gibi… Gibi dedim çünkü hava çok net olmadığından harika bir görüntü çıkmadı ortaya. Hava karınca da kaleden şutladılar herkesi. Yemek yiyelim dedik… Hay demez olaydık! Yürü babam yürü, internetten iyi puanlı bir mekan ara… Yakınlarda yok öyle bir mekan. Halbuki otur bir çay bahçesine, hayatta kalmak için ye bir şeyler di’mi? Yok, olmaz! Yemek yerken Nirvana’ya 
ulaşmayacaksak yemenin ne lüzumu var? Biz de bir sağa yürüdük bir sola yürüdük, oraya baktık, burayı beğenmedik vs. bir türlü yer bulamadık. Çaresizlikle kafemsi, eskimsi bir yere girdik, beğenmedik çıktık. Sonra biz 3 kız o mekanın olduğu tarafta bir yerde bekledik, Servo ve Küptrik başka bir yer bakmaya gittiler. Bir müddet sonra 2 kız çaresizce elleri boş döndüler. Biz de bari biraz önce girdiğimiz yere oturup gözleme yiyelim dedik. Demez olaydık… (Böyle dediğime bakmayın o an kötü hissetsek de ertesi gün gülmeye başladık bile. :D) Girdik oturduk bir yere. Bir abi geldi, siparişimizi aldı.Patatesli istedik, patatesli yokmuş. Peynirli deyince patatesli varmış dedi. Eh, iyi. Gelecek de yiyeceğiz işte... Berry tost ve patates kızartması istedi, tost kalmadı dedi. Biraz sonra başka bir masaya tost gittiğini gördük. Bir tane peynirli gözleme geldi masaya, bir parça kopardık, adam geldi hop aldı "Siz patatesli istemiştiniz, yanlış oldu" dedi. Patatesliler gelmeye başladı ama kızartma gelmedi, sorduk geliyor dedi. Vesaire... Anlam veremediniz değil mi? Biz de anlam veremedik zaten. Huysuzlanmaya başladığımızda yok, çok yoğun görüyorsunuz, gelecek falan diye oyalıyorlar bizi. Ama neticede yan masalara kızartma giderken o patates gelemedi bizim masaya veeee bitti patates dediler. Bizde film koptu artık. Başladık söylenmeye bu nasıl iştir diye. Adamın da çirkef bir karısı vardı, bir yandan o laf çakıyor, bir yandan da biz ona ama gene hanımefendi çizgimizden de çıkmadık hani. Biz zorlayınca adam ne dese beğenirsiniz? "Önce buraya geldiniz, burada yenmez deyip gittiniz. Ben görmedim sanıyorsunuz ama gördüm sizi. Siz dışarıda beklediniz sonra gene buraya geldiniz." Aynen böyle. Meğersem bizim Küptrik öyle demiş, Servo da katılmış ona. Adama bu nasıl dokunmuşsa kendince bizden intikamını aldı yani. Yahu başta alma bizi kafene, gönder siz beğenmediniz burayı defolup gidin de delikanlı gibi. Ama yok, sonuçta para bırakacağız oraya. Neyse adam içini döktü biz söylendik hesabı ödeyip gittik. Ama bayağı bir gerildik. Heh, dedim ya, keşke Mercan Dede'ye vereydik o 15 lirayı diye, işte bu yüzden. :D Ardından da kaybolarak sağa sola yol sorarak otelimizi bulduk ve hop yatağa!

Baştan buraya kadar geçen süre tam 1 gün. Bunun 6 günü daha var. Şaka şaka. 1 gece kaldık zaten. Bu arada resimleri gerçek boyutlarıyla eklemedim blogu zorlamasın diye. 

Ertesi sabah gün doğarken balonda olacaktık... güya... Bize balonu ayarlayan arkadaş gün doğumu olarak ayarlamış ama maalesef festival zamanı olduğundan kalabalık sebebiyle ya da bizi adamdan saymadılar, bilemiyorum, ikinci balona kaldık. Biraz hayal kırıklığına uğradık, gün doğumu görmek şahane olabilirdi ama nasip değilmiş. Çok güzeldi balon. Hayatta 1 kez binmek gerek bence. Çok da güvenli. Havada süzüldük, atlama fantezileri, balon düşürme ya da düşme fantezileri eşliğinde balon turumuzu da sağ salim tamamladık. İndikten sonra şampanya bile patlattık yani. Adam ısrarla alkolsüz dedi ama koku falan aynı, tadına bile bakmadım. Balon turundan sonra gittik otele, biraz daha uyuduk. Güzel bir kahvaltının ardından eşyalarımızı aldık, yine düştük yollara. 

Bu arada bahsetmedim size şoförümüzden. Kendisi bizle lütfen, hatır uğruna ilgilendi. Aslında onun anlaştığı saatler sabahtan 5'e kadarmış ama bize onu ayarlayan kişi sabahtan uçağa kadar sizinle olacak demişti. Ama beyimiz öyle değil diyor. Artık kim doğru söylüyor bilemiyorum. Neyse... Uzun bi yolculuğun sonunda Ihlara Vadisine gittik. Harika bir vadi, ormanlık, dere yatağı, bir çok kilise kalıntıları... Aslında burası tam günlük bir yerdi ama bizimkisi biraz hızlandırılmış tur oldu. Kiliselere gittik, etraftaki turlara yamanmaya çalıştık ama olmadı pek. Bir yerlerden bir şeyler kaptık o kadar. Mesela Sümbüllü kiliseydi sanırım, içinde 14 yaşındaki bir kızın mezarı bulunmuş. Ama hikayenin gerisi yok. :D Size tavsiyem bir rehber eşliğinde böyle tarihi yerlere gidin. İcabında yerli bir çocuk bile ayarlasanız size bir şeyler anlatabilir. Ya da dersinize iyi çalışın ki gezinize anlam katsın. Dere yanında patikalardan yürüyerek Ihlara'nın sonuna geldik. Aracımıza atlayıp tekrar koyulduk yola. 

Sıradaki yer Derinkuyu Yeraltı Şehri! Öncelikle kesinlikle müze kartı almanızı öneririm. Burası inanılmaz bir 8 katlı bir mağara. İki kişinin kesinlikle sığamayacağı, eğilerek geçip daracık yollarla inilen 8 kat... Her oda birbirine bağlı şekilde oyulmuş. Hatta belli noktalarda küçük odacıklar yapıp tehlike anında o odalardan taş tekerlekleri iterek girişi kapatacak şekilde bir sistem kurmuşlar. Yine diğer gruplardan 
öğrendiğimize göre Roma'lıların zulümlerinden kaçan Hristiyanlar bu sığınakları yapmışlar. Oturma alanları, erzak depoları, ahırlar olarak kullanılmış bu odalar. En alt katta dini eğitimler verilirmiş, toplantılar yapılırmış, düşmanlarını kurban edecekleri kişileri orada bir yere ellerinden asarak öldürürlermiş. Havalandırmaları, yapısı çok büyüleyici bir sistem. Orada daha çok vakit geçirmek isterdim ama vaktimiz çok kısıtlıydı.
Mağaradan çıktıktan sonra da Kayseri'ye doğru tekrar yola vurduk. Eh, Kayseri'ye gidilir de ne yapmadan olmaz? Pastırma almamak ve mantı yememek olmaz. Onları da hallettik, mantımızı da afiyetle yedik ve havaalanında sevgili Servo'ya veda ederek bu macerayı da sonlandırdık. Ertesi gün de işe pestil olarak gittik zaten. :D Bu keyifli, eğlenceli 2 günlük kaçamak için Küptrik, Servo, Berry ve Beyzobi'ye çok teşekkür ederim! Sizi seviyorum kuzenlerim! (Servo da gezinin sonunda kuzenimiz oldu. xD) Nice böyle eğlenceli gezilere inşallah. :) 

Bu geziden bu kadar! Sabırla okuyan arkadaşlarım da artık mangalarınıza uçabilirsiniz. ;) Afiyetler olsun!


Psykhe'den : 'Baharı anlamadan yaz geldi, çarşıya kiraz geldi' günceli..

By : Neobi

         Sıcakları falan geçtim de okulların tatil olması hayalimin tez vakitte gerçekleşmesini diliyorum... Bitmeyen bir sene 
yaşadım ..  Tamam eğlendiğim zamanlarım da çok asla inkar edemem..Bir kere çocuklar şahane :)
Her sözleri bir şekilde gülümsetiyor.. Hocaaaammm Naıslsınız? demeleri yeterli oluyor :) da bazen de şöyle cümleler
geliyor kulağıma  "Hocam testi bitirdim
telefonumla oynayabilir miyim", "Hocam  dersin bitmesine 3 dk var arkadaşıma msj atabilir miyim?" gibi tabi
hemen karşılığını da veriyorum şu nazik cümlelerimle 
"Oğluk/kızım bırak o telefonu" "Dersin sonunda alırsın."...,"Annen gelsin alsın benden telefonunu"..Her sınıfta aynı manzara mı olur? 
Nedir bu bağımlıklık var mı çaresi??
 http://media.giphy.com/media/W1VdPHo8Ft3Es/giphy.gif
Online oyunlar, mesajlaşmalar, komik videolar, soğuk espriler ki duyduklarımdan yazıcam dehşete düşün diye :)
Soğuk espri 1: "Elektikli sandalyedeki idam mahkumuna son isteğini sormuşlar, elimi tut demiş.."
Soğuk espri 2: "Eli olmayan babaya ne denir Noel baba denir:"
Varsa bildiğiniz, duyduğunuz, duymak zorunda kaldığınız söyleyiverin birlikte yine yeniden dehşete düşelim :D
Bir  de ders içi bir şeyler yazayım.. :) Sene içinde kendi halindeki günlerden biriydi..Sevimli yavrucuklarla (7.sınıflar) 
Türk tarihinin derinlerine inceden girmiş, Anadolu'nun kapılarını da Türklere açmıştık... İlk beylikler herkesin malumu,
Çaka Bey'i tanımayan yoktur tabi ama onlar yeni duyuyor :) Gayri ihtiyari konu anlatımından sonra mini bir soru-cevap 
etkinliğine giriştim.. Sormaz olaydım sordum :D Çaka Bey kimdir? Hevesle bir öğrenci arkalardan kendinden emin bir 
şekilde yanıtladı  "Yüzen ilk Türk" :) çok da haksız sayılmaz gerçi :)
İyi kötü bir sene daha bitti hasılı, ne kaldı karne zamanına değil mi? :D

Günün şarkısı bölümünde yıllardır dinlediğim bugün özellikle öyle hissettiğim günün şarkısı: Yaaa her şey ters burdan bana



Günün sözü özü benden: Sarılın sevdiklerinize çiçekler açsın çevrenizde... 

Günün resmi ya da gifi :



Hayran sayısını gün be gün arttıran Şahane Seri Kedamono Kareshi, gözbebeğim InuxBokuss, Taiyou no Ie,  özlemle beklenen seriler
Bokura Ga Ita, L-dk , Yankee kun, koizora Mabushi Majo takipçileri pek tatlı manga severlere hediyemizdir..Okurken gülümsemeniz dileğiyle....

Mevzubahis seriler....

Bokura ga İta Bölüm 45

Kedamono Kareshi Bölüm 8 – 9

Koizora Bölüm 20

L-DK Bölüm 46

Taiyou no ie Bölüm 31

Yankee-kun to Megane-chan Bölüm 128

Youko x Boku SS Bölüm 29 – 30

Mabushi Majo Ailesi Keyifli Okumalar Diler...

Nurdish Güncükü : Run "Nurdish" Run!

By : Nurdish

Birazıcık gecikmeli güncelimle karşınızdayım! 
Neden mi bir azıcık? Çünkü araya diğer günceller girdi, bazı aksamalar oldu vs. vs. işte... Anlayışınıza sığınırım.

İstanbul'da yaşayanlar bilirler, perşembe günü hava şahane ötesiydi. Akşam üstü birden hava bozdu, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor, şimşekler adeta gözümüzde patlıyor, gök gürültüleri peş peşe etrafı inletiyordu...  Bildiğiniz fırtına havası vardı. Ve o esnada ben nerede miydim? Efendim, o manzaranın bizzat içindeydim! O ana gelmeden öncesine dönelim şimdi. (Tam hikaye tadında bir anlatım oldu... :D) 
5 gün öncesi... 
Eh, çağımızın hastalığı olan "kilo" probleminden ben de mustaribim. Ha nedir, obez değilim ama salsam kendimi büyük potansiyelim var. Genlerin laneti diyelim işte. Hem ana tarafı, hem baba tarafı çok müsait. Bir süredir kendimle çatışarak dikkat etmeye çalışıyorum. Gönlüm, kalbim "ye be kızım? ya yarın ölürsen nolcak?! yalandan kendine eziyet ettiğinle kalacaksın!" diyor, bir yandan da aklım "hee, ye de bir güzel şiş, bir çok yönden hayat sana zehir olsun..." diyor. Eh biraz mantıkla iş gören biri olduğum için ama pek de yemekten uzak kalmamak için şöyle bir yöntem geliştirdim: SPOR! Gündüz tatlı dışında istediğimi yiyerek, akşam da yoğurt yiyerek geçiştireceğim ve spor yaparak da forma gireceğim. Tamam bu kararı verdim, iyi güzel de birinin beni dürtüklemesi lazım. O daaaa annem olamadı tabii. Çok çaba gösterdi ama olamadı. Çözümü kuzenimde buldu annem ve onu dürttü beni sıkıştırması için. Benim kuzen her gün koşuyor, bazı koşu yarışlarına falan da katılıyor. Eh kız da beni çok güzel dürttü, koçum oldu çıktı.  Bizim orada güzel bir yürüyüş alanı var, bol ağaçlı yeşillikli harika bir yer.5 gün önce ilk yürüyüş koşumu yaptım sonra bir kaç gün ara verdim. Şu 3 gündür her akşam eve geldiğim gibi hazırlanıp yürüyüş/koşuya çıkıyorum. Bir tur yürüyüş, bir tur koşu şeklinde. 
Perşembe günü... 
Evet, o fırtına gününe gelelim. Biraz yürüdükten sonra hava iyice karardı ve yağmur başladı. Kuzenime "Şey... Bak şimdi yağmur başlayacak, ben birazdan giderim eve, di'mi?" Tabii koç ters ters bakıp "Bahana üretme bana! Kilometrene bakacağım! Dön bakayım bir kaç tur daha!" diyerek geri gönderdi. Ama rüzgar öyle bir başladı ki, alandaki herkes vınnn uçtu. Birden etrafta kimse kalmadı. Koçum eve dönmeme müsaade etti "Şimdi kafamıza kozalak yemeyelim, hadi gidelim" diyerek. Turumu tamamlamak üzere yola devam ettim. Ama rüzgar esiyor, kozalaklar patır patır yukarıdan düşüyor. Etrafta kimse yok, şimşekler çakıyor... Tam bir korku filmi havası var! Çıktım koşarak alandan meydana, meydan da bomboş ve bir tek ben koşuyorum. Su birikintilerine hiç umursamadan gire çıka koşuyorum! Ağaçların ve direklerin arasında giderken ya üzerime yıldırım düşerse diye endişem vardı. Telefonum su geçirmez olaydı bir dünya resim/video çekerdim vallahi ama yapamadım tabii. Hiç böyle bir manzarayla karşılaşmamıştım daha önce. Baştan aşağı bir su vaziyette, akvaryum misali ayakkabımla şap şap koşmaya devam ettim ve nihayet evime ulaşabildim. Beni sıksanız bir kova su çıkardı herhalde benden. :D Çok aşırı güzel ve eğlenceli bir akşam oldu. Gene olsa, gene çıkardım arkadaş! Arada siz de yapın, iyi stres atılıyor. ;) 

Günün şusu busu kısmına gelelim... (Sağol be Neo... :P)
Günün şarkısı için sizlere sağlıklı yaşamla ilgili, subliminal mesaj dolu güzel bir şarkı ararkene... Fil Diyeti çıktı karşıma!!! xD Yapmamamız gereken, olmaması gereken her şey orada arkadaşlar! Mutlaka ibret almak için izleyin ve dikkatle dinleyin! xD 

Günün sözü: Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. 

Günün resmi yok ama resimler, var :D Çok tatlılar! 
https://onedio.com/haber/-dunyanin-en-iyi-babasi-ile-minik-kizinin-20-komik-hali-459381

Şimdi iş meselelerine gelelim... Arkadaşlar, merak etmeyin Yamada durdurulmuş falan değil! Hatta Yamada'nın çevirisinde günceldeyim. Sadece teknik aksaklıklardan ötürü bölüm veremedik. Bugün de bir tanecik bölüm verebileceğiz. Siz hiç merak etmeyin, Yamada'da eski hızımıza yakın zamanda geri döneceğiz. Diğer mangalarla ilgili de sorunuz varsa sorun şimdi yoksa arada kaynayabiliyor sorular. ;)
Buyrunuz güncellerimiz:


Yamato Nadeshiko Shichi Henge- 132.Bölüm
Yamada-kun to 7'nin no Majo- 144.Bölüm
Watashi ga Motete Dousunda- 6.Bölüm
Hero Waltz - 6.Bölüm
Dear Only You Don't Know!- 18-19.Bölüm


AFİYETLRE OLSUUUUN!




- Copyright © Mabushi Majo - - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -