Nurdish Güncükü: DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN SAPARROW!!!

By : Nurdish

Evet gençler, güncelimi bir gün öteye attım, çünkü bugün Saparrow'un doğum günüsü!



Sapa'nın doğum gününü kutladıktan sonra gelelim mangalarımıza...

Üzülerek Hadaşi de Bara wo Fume mangasını askıya aldığımı söylemek istiyorum. Nevale'den sonra Saparrow'la birlikte mangayı yapıyorduk ancak Saparrow hem Sunako'yla, hem Yamada'yla ilgileniyor. Onların yanında bir de Hadaşi olunca mangaları yetiştiremez hale geleceğinden ötürü, bu cildi 26.bölümle tamamlayıp, iyi ve tecrübeli bir editör bulana dek (ya da Nevale geri dönene dek de olabilir) Hadaşi askıda kalacak. Ama korkmayın, projeyi bıraktığımız falan yok. Eğer ilgilenen bir editör olursa lütfen benimle irtibata geçsin. Çok memnun oluruz.

Bu kötü haberi verdikten sonra güncellerimize geçelim:

Sunako'nun, benim gibi sizi de gülmekten öldüreceğinden eminim. Çok eğlenceli 2 bölüm!

Yamada oldukça kızışmış durumda. Bu iki bölümü çevirirken o kadar meraklandım ki, hızımı alamadım, iki bölüm daha çevirdim.

Hadaşi'de de aynı şekilde merak içerisindeyim. Öyle bir yerde kaldı ki, "Acaba sonrasında ne olacak? Ne yapacak bu Souiçirou onsuz?!" diyeceksiniz.

Buyrun okuyun efendim...

Yamato Nadeshiko Shichi Henge: 101-102

Yamada-kun to Nananin no Majo: 85-86

Hadashi de Bara wo Fume: 26

Afiyetler olsun gençler!!!


Neobinin Güncesi: Sı-kıl-dım

By : Neobi

Pazar'ın ilk dakikaları gelir gelmez, takii ben günceli verene kadar "günceelll nerrdee kaldııı,,  pazarı geçtik pazartesiye girdik nerde bu güncellll" diye ortalarda dolanmanızdan,

Bu seri durdu mu, çevirmeyecek misiniz? Çevirin lütfen, aman bırakmayın diye ürettiğiniz komplo teorilerinizi her daim görmekten,

Laf anlamayan velilerden ve onların zengini şımarık çocuklarından,

Hiç bir bilgisi olmadığı halde boş boş konuşup ahkam kesen insanlardan,

Yaşını başını almış baaazı insancıkların saçma salak takıntılarından,

Bu dengesiz havalardan,

Üst katta 7/24 arabeske bağlayıp kendiyle birlikte beni de jiletleyeceğinden korktuğum emmoğlunun düşüncesiz davranışlarından,

Alt komşunun ağlamaya programlı bebeğinin gece boyu  nöbet tutmasından,

Sokakta ki vik vik vik kedi korosundan,

Odamın dekorundan,

Skipin tutarsızlığından,

Acaiippppp SIKILDIIMMMM

Öyle işte serzenişlerimi de yaptığıma göre bir iki farklı konulara değinip kaçayım:

1) Bir serimizi daha sonuna getirdik. Hele Şükür =) Shinigami Hime No Saikon cadılarımızın eşsiz azmiyle finali gördü şükür. Bu seriyi nedense hiç tamamlayamayacağız diye düşünmüştük XD Başladık başlayalı bir sürü şey geldi başına garibin. Yinede yılmadık ve sonuna eriştirdik :P Fekatt gelin görün ki şuan ekleyemicim. Çünküm creditini hazırlarkene bir hata ettim :D Şimdi uğraşamıcam valla uyku perilerim göz kapaklarımı çekiştirmekle meşgul. Yarın bi kontrol edin konusunu. Akşam işten dönünce eklemiş olurum :)))

2) Mahlas şekerim doğum günün kutlu olsun. Bianhee böyle güzel bir hikaye yazmak isterdim emme bu aralar ilham perilerim terki diyar eylemiş durumda beni. Seneye telafi ederiz daha güzeliyle umarım :)

3) Askıya alınan proje taiyou no ile. Bu açıklamayı pow yafrum yapacak kısa bir süreliğine sazı ona bırakıyorum :D

" Pow: Mif universite sınavlarına yoğunlaşması gerektiği icin artık aramızda olmayacak, bu sebeple mevcut projesi olan taiyou mangasını şimdilik askıya almak durumunda kaldık. Manganın takipçilerinden biraz sabretmelerini rica ediyoruz, en uygun zaman diliminde kaldığımız yerden devam edeceğiz."

4) Tüm serilerimiz bu hafta çok güzel ama özellikle artık animeden sonraya geçmiş bokura ga ita'ya dikkat çekmek istiyorum. Harika bir bölümdü kaçırmayınız derim.

5) Taiyou no ie dışında ( ki taiyounun sebebini de yazdık zaten ) HİÇBİR mangamız durdurulmamıştır. Öyle bir şey olsa gelir bi açıklama yaparız zaten. Bir hafta bir bölüm gelmedi diye kendinizce çıkarımlarda bulunup hurafeler üretmeyiniz efenim.

6) Geçen hafta Muhteşem Yüzyıl dizisini izlediniz mi bilmiyorum. Geçen haftaki bölümde Şehzade Mustafa'nın katli vardı. Bu sebeple ekrana kitlendim, çünkü Şehzade Mustafa benim çok saygı duyduğum bir Şehzadedir ve bu sahnenin layıkıyla çekilip çekilmediğini merak ettim. Her neyse... Şehzade Mustafa kaftanını giyerken çalan bir parça vardı. Dizide Aytekin Ataş'ın seslendirdiği "Zahid Bizi Tan Eyleme" parçasını daha sonra youtubede bir araştırayım bakalım insanlar bölümle ilgili neler demiş diyerekten ( şeytan dürttü tabi ) buldum. Arkadaş cidden bu ülkede ağzı olan konuşuyor. Bir kere daha bunu görmüş oldum. Yorumlara bir göz atın. Sanırsınız herkes Tarihçi. Herkes bilim adamı. Sanki hepsi o yılda yaşamışta daha sonra bu döneme reankerne olmuş. Öyle şeyler okudum ki böyle ağzım açık kaldı. Şehzade Mustafa'yı tutup Kanuniye söven, Kanuniyi sevip Mustafayı yeren...  Olayı Alevi-Sunni çatışmasına çeviren... Ne kadar boş insan var ya... Daaha doğrusu ne kadar gereksiz insan var. Videoyu şuraya bırakıyorum. Bi tıklayın ve yorumlara göz atın neden bahsettiğimi anlayacaksınız.
Sorsan bir çoğu daha düne kadar Şehzade Mustafayı tanımaz etmez. Kanuni'yi desen adını duymuştur icraatlarını bilmez. Pargalı ibrahim'e söver ama bu adam neler yapmış diye araştırma gereği duymaz, Mahidevran Sultanı kötü beller ama aslında kimdir bilmez vs vs vs... Yazık cidden... Ne ara bu kadar yozlaştık, bu kadar ilgisiz olduk, ne ara tarihimizi kulaktan dolma bilgilerle savunur olduk biz... X padişahı, Y şehzadesi, A veziri kim olursa olsun farketmez. Sevmek zorunda değil herkes tabii ki. Ama saygı duymak zorunda. Bu insanlar geçmişe damgalarını vurmuş insanlar. Zamanında cihana hükmetmiş insanlar... Daha evini bile yönetemeyen  bir avuç insanın arkalarından fütursuzca atıp tutmalarını, küfür etmelerini kesinlikle Hak Etmiyorlar...
Bak yine sinirlendim konudan bahsedince. Çok kısa Şehzade Mustafadan bahsedeceğim. Şehzade Mustafa benim Osmanlı içerisinde en sevdiğim kişidir. Ayrıca Osmanlı zamanı boyunca Yeniçerilerin ve halkın en çok desteğini almış ve en çok sevilen şehzade olmuştur. Sultan olmadan hakkında en çok mersiye yazılan şehzadedir. 
Son olarak kendisi hakkında katlinden sonra Taşlıcalı Yahya Bey tarafından kaleme alınan en sevdiğim mersiyesini paylaşıp güncele geceçeğim:

Meded meded bu cihanın yıkıldı bir yanı
Ecel celalileri aldı Mustafa Han'ı
Dolundu mihr-i cemali bozuldu erkanı
Vebale koydular al ile Al-i Osman'ı

Lütfen sevgili arkadaşlar biraz araştıralım olur mu. Tarih dizilerden öğrenilmez ;)

Güncel Listesi:
Bokura Ga İta 31
Dengeki Daisy 64
L-DK 34
Love İn The Mask Cilt 15 ( 63,64,65,66 )
Nana 6
Orange Marmalade 47 – 48
Skip Beat 167
Yankee-kun to Megane-chan 76 – 77

Yumemiru Taiyou 24


Mabushi Majo 
Ailesi Keyifli  Okumalar Diler


Nurdish'in 100.Bölüm Günceli

By : Nurdish



EVEEEET! 100'ledik Sunako'yu! Şu an egom tavan yapmış durumda hehehe :D Yukarıda dediğim gibi bu kadar böbürlenmek yeter.

Gel gelelim bu haftaki güncellerimize...

Size 2 güzel haberim var gençler! Birincisi, Heroine Shikkaku'nun çevirmen/editörü sınavları sebebiyle müsaade istemişti. Bir süre onsuz devam etmeye karar vermiştik. İşte bu manga için çevirmen ve editör bulduk! En yakın zamanda bölümlerimizi hazır edip sizlere ikram edeceğiz.
İkinci güzel haberim ise, 16 Life mangasına da çevirmen bulduk! Yani o da artık sahalara geri dönüyor :)

Bu güzel haberlerin yanında yeni bölümlerimize gelelim:

Yamato Nadeshiko Shichi Henge: 99-100!

Yamada-kun to Nananin no Majo: 83-84

Hadashi de Bara wo Fume: 24-25

Afiyetler olsun Gençler!

Not: Uploader açığımız vardır. Uploader, bizim eklediğimiz bölümleri alır, Batato'ya ve alternatif upload sitesine ekleyerek bizlere linkleri atar. Zor bir şey değil. Eğer ilgilenen biri olursa lütfen bana ulaşın.

Neobinin Güncesi: Daldan Dala

By : Neobi
Bu başlığı sanki daha önce kullanmış gibiyim... Ama nedense hatırlayamadım bi türlü. Amann önemli olan başlık değil içerik sevgili otakular diyip ben balıklama dalayım olaya en iyisi. Şimcik bu hafta acaip konu bolluğu yaşadım. Hatta baya baya da düşündüm hangisini yazsam hangisini yazsam... Tatil yaradı vesselam. Bu hafta yazmayı planladığım 3 konum vardı emme diğerini bir sonraki güncele, hatta ondan sonrakine saklayacağım. Unutmazsam tabe kkkkk
Bir hafta kadar önce Anikeyf'den Panres isimli bir arkadaş ulaştı bana. Amacı bizimle kavga çıkarmak, ortamı dağıtmak, kırılmadık bardak çanak bırakmamakmış. Cık cık yermiyim ben hee yermiyim? Yemem tabeee. De sizler yemiş olabilirsiniz :P
Şaka bir yana sevgili Panres Anikeyf'de editör bir arkadaş. Ayrıca Anikey için de bir dergi hazırlıyor. Geçen ay ilk sayısını verdiler. Yani daha mini mini, çıtır çıtır, taze taze bir dergi. Sağolsunlar 2. sayısı olan şubat sayısında bizimle röpörtaj yapıp okuyacak olan yavrulara, otakulara bizi tanıtmak istediler. Nazik teklifleri ve bize yer verdikleri için teşekkür ederim ailemiz adına. Bu kapsamda bir kaç soru ( bir kaç mı tamı tamına 12 taneeee, ekstra tanıtımlar da cabasıı ) hazırlamışlar bizim için. Ben, pow ve nurdish kolları sıvayıp cevapladık hepsini tabe. Eğer bu zaman zaman çoğu zaman zevzek olan hatunların ciddi taraflarını görmek, zaten tanıdığınız ailemizi daha da yakından tanımak, isterseniz sizi şöyle alalım gençler tık tık . He merak etmiyorsanız, zevzek haliniz hiç çekilmiyor birde ciddi halinizi düşünemiyorum diyorsanız, mabushi majonun arka planında neler yatıyor, kimler ne çabalar sarfediyor ilgilenmiyorsanız bile ( oyarım o gözlerinizi ) dergiye emek veren arkadaşın çabaları hatrına gidin bir göz gezdirin. Hem değişik şeylerde var, anime tanımları felam ilginizi çekeceğine eminim. Şubat sayısında biz varız dediğim gibi, ama ocak sayısını da okumak isterseniz tabiisi biz sizi tutmayız :) Anikeyf ailesine tekrardan teşekkkür edip diğer konuma zıplıyorum artıkın.

Aslında bu konuyla ilgili yazacak pek fazla bir şey yok. Şuraya bir  video bırakacağım. Lütfen bir kaç dakikanızı ayırıp izleyin. Ve yayabildiğiniz kadar yayın. Bu vahşete lütfen ortak olmayın. Ha olur da video yüklenmezse şayet ( ilk defa pcmden yüklüyorum çünkü ) O zaman şu linke tıklayarak izleyin ;) TIK TIK
İki konu demiştim değil mi. Düşündüm de aklımda olan 3. konudan da bahsetmezsem sonra onu unutacağım. Hazır hatrımdayken tazeleyelim bazı bilgileri. Bir efsaneden bahsedeceğim şimdi sizlere. Üniversitede mezuniyet tez konum Yunan Mit'iydi.  Önce kısaca çabıcak mitolojiyi açıklayayım. Mitoloji bir din veya bir halkın kültüründe tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaradılışına dair tüm sözlü ve yazılı efsane birikimini, bu efsanelerin doğuşlarını araştırıpi sınıflandırıp yorumlayan / derleyen çalışmalar bütünüdür. Genel olarak mitlerin gerçeklik payı yoktur. Hepsi temelde efsanelere dayanır. Fakat bazı mitlere körü körüne inanıp onların gerçekten var olduklarına kendilerini inandıran insanlar yada toplumlar mevcuttur. Bu genel bilgiyi geçtikten sonra gelelim efsanemize. Bugün chatte artemiss bacıların konuştukları Paris - Helen aşkına denk geldim. O ara biraz işim olduğu için dahil olamadım ama şu tarih aşkım alttan alta dürttü durdu bunca saat. Doğrusunu anlat, doğrusunu anlat diye =) O sebeple hazır orada görmüşken hemde tazelemek adına kockoca bir savaşa neden olan, hiç kimse tarafından düşürülememiş Truva şehrini alaşağı eden, o zamanın efsanevi kahramanı  Aşil'i gözler önüne seren bu aşka bir göz atmaya ne dersiniz :)
Küçük Bir Dip Not: Burada aktaracağım bilgiler doğru olup sadece okurken sıkılmayasınız diye aralara biraz süsleme sanatı icraa edeceğim :P
Paris'in Yazgısı, Truvanın Kaderi...

Zamanın gözde çapkını, parti düşkünü, bir eli yağda bir eli balda olan gökyüzünün tanrısı Zeus ( çapkın derken abarttığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Zira kendisi ölümlü, ölümsüz her kadına saldıran, onları ele geçirmek için olmadık şekillere giren, yine de yapamazsa yakıp yıkıp taşa çeviren bir mendeburdur :P ) günlerden bir gün gökyüzünde ki şatosunda otururken sıkılmış olacak ki kendi kendine şöyle demiş: " Şu Akhilleus'un anne ve babasının evlilik törenlerinin şerefine bir parti vereyim, fakir fukara ve diğer tanrıcıklara bir ziyafet çekeyim de herkesin gönlü olsun. Hemde ben havamı atayım. " 
Diye bir düşünce şimşek hızıyla ( kendisi ayrıca şimşek ve gökgürültüsü tanrısıdır da ) beyninden geçerken birden celallenmiş ve emrinde ki tüm olimpos cariyelerini ziyafet için hazırlığa zorlamış. Mutfakta dolmalar sarmalar pişe dursun, Zeus şimşek ışınıyla eşe dosta, davetiye postalarken yine durmuş düşünmüş. Yahu demiş herkesi davet ediyorum ama Eris'i pas geçsem iyi olacak. Şirret karı geçen sefer ki partimi mahvetmişti zaten. ( bakınız eris: Kavga Tanrıçası, Aynı zamanda Truva savaşının mimarı ) Diyerekten o şaşalı ziyafetinden Eris'i muhaf tutmuş. Fakat Eris bu... Gözü kulağı her yerde fesatlık arayan bir Tanrıça. Sırf pislik yaratmak için doğurulmuş bir tanrıça. Sizce bu durumdan bi haber olur mu? Olmaz tabi... Bu şaşalı ziyafetin bilgileri gitmiş kulağına haliyle. Ehhh demiş Zeus seni sapık moruk... Beni o ziyafete çağırmazsın ha... Ehh bende Eris'sem bilirim sana yapacağımı diyerek akşam saatini zor etmiş. Akşam olup da gökyüzü şatosunun iki kanatlı ahşap oymalı kapıları tıngır mıngır açılır, herkes sofrada ki yerini alırken Eris sinsi sinsi, sürüne sürüne dalmış şatonun içerisine. Herkes bir heves yanındakine hem hava atıp hemde sarmaları dolmaları afiyetle miğdeye indirirken şatonun o koca avizesine tünemiş Eris cebinde ki altın elmasını çıkarıp fırlatmış ziyafet masasına " En Güzel Olan İçin " diye... Tabi hatunların gözleri yuvalarından fırlamış ve bir izdiham çıkmış ki sormayın gitsin. Tabi bu hatunlar içerisinden Zeusun hatunu olmakta ısrar eden Hera ( Zeus'un eşi, aynı zamanda ablası da. ),  zeka tanrısı Athena ( aynı zamanda sanat, barış, strateji ve ilham tanrıçası ), elinden aynasını düşürmeyip kainatın en güzel hatunu olduğunu düşünen Afrodit ( aşk ve güzellik tanrıçası ) başı çekmiş. Tartışma öyle büyümüş ki ne bırakın diğer tanrıcıkları herkese sözü geçen Zeus bile 3 hatunun kavgasına son verememiş. Ehh demiş içinden Zeus " Ah be Eris, şirret kadın. Davetli olmadığın halde bu güzel olayı mahvettin ya bırakmam bunu yanına. Elbet sıkıştırırım seni bi kuytu köşede... " 
Fakat ne hacet yapacağını yapmış ve intikamını almış olan Eris bir köşede elinde çitleği yarattığı kargaşanın keyfini sürmeye başlamış.
Bakmış bu şekilde bu olayı çözemeyecek Zeus oturmuş ve düşünmüş. Ne yapmalı, ne yapmalı da bu hatunları sakinleştirmeli... Zeus bu konuda düşüne dursun birbirlerini yiyen 3 kadın en sonunda Tanrılarına, babalarına ve eşlerine gelerek " ey yüce Zeus al şu altın elmayı ve ver en güzelimize " diyerek topu Zeusa atmışlar.
Zeus sapıktır, hovardadır falan ama salak değildir tabi. Böyle bir şey için kendi başını yakar mı? Yok demiş olmaz. "Biriniz bacım, biriniz karım, biriniz kızımsınız yani nasıl objektif olayım. Bu iş için uygun vicdanı olan sağlam bir delikanlı biliyorum. Adı Paris. Troya'nın kenar mahallelerinde yaşar ama essahlı bir delikanlıdır. Vicdanlıdır, adaletlidir artı Truva kralının da küçük oğludur. Şu sıralar Ida dağında inzivaya çekilmiş, nirvanaya ulaşmayı planlamaktadır. Gidin bulun onu. En güzelinize o kadar verecektir..."
Diyerekten bu nalet durumu hiçbir şeyden habersiz mutlu mesut çit süren Parisin başına yıkan Zeus Hermes'i ( hermes: Gelmişin geçmişin ve geçişin efendisi. Ayrıca Zeus'un habercisi ) önlerine katarak üç hatunu Ida Dağına postalar. 
Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler ve sonunda Ida dağına varmışlar. O kadar yol gidip toz toprak içerisinde kalıp güzellik yarışmasına katılmak olmaz değil mi? Hemen bir dere kanarında soyunup yıkanıp dökünüp, güzelleşip çıkmışlar Parisin karşısına. Tabi bu 3 hatunu gören Paris olayın şokunda. Daha hayırdır ne oluyor demeye kalmadan Hermes atlamış. " Ey adaletli ve kutsanmış insan paris. Bu üç güzel Eris'in kışkırtması sonucu birbirlerine düştüler. En güzelini seçmen lazım. Bu iş için Yüce Zeus seni uygun gördü " diyerek kısaca olayı açıklamış.
Eh demiş Paris " Adaletin kestiği parmak acımaz, gösterin bakalım hünerlerinizi.
Hüner göstermek bir yana dursun 3 güzel de rüşvet vermeyi çok uygun görmüş.
Hera demiş ki: Ey paris olur da beni en güzel seçersen, seni Avrupa ve Asya'nın Kralı yaparım...
Athena altta kalır mı peki? Hemen atlamış Helenayı bastıracak ya. Konuşturmuş kıvrak zekasını.
Athena: Eğer beni seçersen bundan sonra karşına hangi savaş çıkarsa çıksın sana o savaşlarda kullanacağın bilgeliği ve yetenekleri veririm...
Paris olmayan sakalını sıvazlamış ve Afrodite dönmüş... Eeee demiş hatun bir de seni duyalım?
Afrodit: Olurda bu cihan yakışıklısı adil prens beni seçerse ona hayatında hiç yaşamadığı aşkı veririm. Dünyanın en güzel ölümlü kadınının aşkını... Seni ömrün boyunca mutlu edebilecek aşkı...
Tabi daha tüyü terlememiş Paris aşkı duyunca üstüne bir de en güzel kadını duyunca hiç düşünmeden en güzel için olan elmayı Afrodite vermiş. 
Fakat Afrodit bu vaatlerde bulunurken dünyanın en güzel kadını Helen'in insan azmanı Melanos'un karısı olduğunu es geçmiş olacak ki sırf bir elma için vaat edilen bu aşk bir çağın değişmesine neden olmuştur.
Ehh burdan sonrası Paris'in Helen'i kaçırması, Melanosun karısını geri almak için Truvaya saldırması, Boylu poslu Aşil'in meydana çıkması ve bir sıra tarihi olayla devam ediyor. Değinmek isterdim amma Truva savaşı pek bir detaylı olduğu için işimi efsane kısmında bırakacağım.
Ve bu efsaneyle ilgili ufak bir bilgi daha. Bazı yerlerde Parisin aslında Helene aşık olduğunu, bu yüzden Afrodite gidip yalvardığını falan okuyabilirsiniz yada rastlayabilirsiniz. Fakat bu efsaneninde efsanesidir. Asıl olay daha doğrusu efsane yukarıda anlattığım şekilde vukuu bulmuştur, resmi kaynaklarda yazan budur der ve artık sazı bırakırım.
Not: Aslında orjinal canlandırma resmi koyacaktım fekat. Bi kerem Paris çok çirkin XD Yanakları al al, merinos koyunu gibi biri. Yani hayallerinizi yıkmak istemem. İkincisi bunların hepsi cıbıl XD Yani ona buna saldıran babanın çocukları nasıl olsun ki XD
O sebeple Truva filminin bi afişini kullanayım. Hem gözünüz gönlünüz açılır böylece :P

Gerekli Bilgiler
Malumunuz 15 tatile girdik hatta neredeyse bitireceğiz :( O sebeple ve bazı bir takım nedenlerden ötürü kendime tatil verdim . Ama burayı da boşlamak istemiyorum. Bu sebeple kendilerini iyice geliştiren cadılarımın el emeği göz nuru emeklerinden bir demet sunacağım. Bu serileri seçmemin nedeni neredeyse bir çoğunda tek yaptığım şeyin son kontrol ( sadece okumak ) olmasıdır. Yani beni yormayanlar. Büyük ihtimal bundan sonra ki güncelimde bu şekilde olacak. Belki o zamana bir kaç tane seri de ekleyebilirim ekstradan. Ondan sonra ki güncelde tam anlamıyla tüm bölümlerle döneceğimizi bildirir, bu açıklamanın üstüne maid nerde, skip nerde, boku nerde, black nerde vs vs vs die bık bık ötenlere en okkalısından bir selam çakacağımı belirtir ve artık aşınmış süpürgeme atlayıp uyku diyarının perdesini aralarım...

Güncel Listesi
Kimi Ni Todoke 59
L-DK 33
Love Stage 11 – 12 – 13 – 14
Orange Marmalade 45 – 46
Pupa 8
Shinigami Hime No Saikon 10 - 11
Yankee- kun To Megane Chan 75
Yumemiru Taiyou 23

Mabushi Majo Ailesi Keyifli Okumalar Diler


Nurdish Güncükü: Ahahahaha!

By : Nurdish
Hayırlı Cumalar Gençlik!

Hafta başında güncelde ne yazsam diye kara kara düşünürkene, kuzenim bana GIF resimlerle dolu bir sayfa gösterdi. O an dedim ki: "İşte budur! Güncelde sırf bunu yayınlasam yeter de artar bile!" Öldüm gülmekten! Resmen mideme kramplar girdi, nefes alamadığımı hissettim o derece komikti yani. Bir yandan gülüyor, bir yandan da inşallah patron kızmaz diyordum. :D Bu sıralar onedio.com sitesini pek bir kurcalar oldum. İleride de çok hoşuma gidenleri sizlerle paylaşmaya karar verdim.
O komik görüntüleri paylaşalım şimdi:

http://onedio.com/haber/sabri-tasip-insanlardan-intikam-alan-19-obje-238564#

-Gifler kaldırılmıştır. Yukarıdaki linkten görüntülere ulaşabilirsiniz.-
Sizin de en az benim kadar güldüğünüzü varsayarak güncellerime zıplıyorum.

Bu hafta elimizde 2'şer adet Sunako (Eva & Arum), Yamada (Saparrow & Eva) ve Hadaşi (Saparrow) bölümlerimiz mevcut. Özellikle Hadaşi bu hafta fena valla! Acaba bir sonraki bölümde neler olacak acaba diye merak içerisindeyim. O yüzden size kıllık olsun diye bir sonraki güncele Hadaşi eklemeyeceğim. Çatlayın meraktan hahaha :D Yok, yok, şaka yaptım, bir sonraki günceldede olacak inşallah ;) Ama bir dakika ya... Ben o günceli Sunako'ya adamayı düşünüyordum. Neyse daha karar vermiş değilim. Her ikisine de hazırlıklı olun. hehehe. Bu kadar konuşma yeter. Ellerinize sağlık cadılar! Afiyet olsun okurcanlar! 

Yamato Nadeshiko Shichi Henge: 97-98

Yamada-kun to Nananin no Majo: 81-82

Hadashi de Bara wo Fume: 22-23

Neobinin Güncesi: Oppa, Acumma, Acuşşi

By : Neobi
Tumblra girdim, oppa yazdım ve karşıma çıkan ilk resmi kaptım geldim. Yalnız 37 yaşında ki acuşşiyi ( acuşşi=amca ) tumblrn bana oppa diye kaktırması çok ironik olsa da son dizisinde ki başarısından dolayı bu aldatmacayı es geçiyorum. Bu arada yukarıda ki gif son dizidi The Master Sun'dan. Hatta tam o anda ne yaptığını da anlatayım. Şimdi bu acuşşi sevdiği hatunun evine gidiyor. Yahu diyor o kadar geldik insaf. İnsan bi su neyim ikram eder. Hiç mi görgün yok cık cık nidalarıyla oturduğu yataktan kalkıp dolaba yöneliyor. Dolabı bi açıyor ki ne görsün ceviz büyüklüğünde ki ( cidden öyle :P ) dolabın zaten kısıtlı raflarından birisi bira dolu. Hatun diyor sende amma ayyaş çıktın haa. Yok diyor hanım kızımız. O biralar bizim güvenlikçi oppa'nın. ( Bakınız güvenlikçi oppa )
Her neyse bizim acuşşi atarlanıyor tabii. Sen demek elin
güvenlikçisinin biralarını dolabına istiflersinn haaa diyerekden
biraları alıyor eline gifteki gibi sallıyor da sallıyor. Kendince
intikam alıyor işte kkkkk. Hazır bu kısmı anlattım biraz da
diziden bahsedeyim. Dizimizin adı The Muster Sun...
Hayaletleri gören bir kadın, buz prensi bir adam ve hayaletlerden deli gibi korkan bir oppa. Birde bol bol oradan
buradan fırlayan hayaletler. Daha ne olsun azizim daha ne olsun. Yalnız bu hataletler öyle görünmekle de kalmıyor. Hanım kızımızın hayatını kararttıkları yetmiyormuş gibi birde
ben öldüğüm için şunu yapamadım git yap, bunu da yap, ay şunu da yapmazsan hatrım kalır gibi direktiflerle iyice yerleşiyorlar hatunun baş köşesine. Bakmayın böyle anlattığıma ciddi anlamda benim top listemde ilk sıralara oynuyor bu dizi. Gerek acuşşinin o mimikleri, oppanın tepkileri ve de en önemlisi en sevdiğim kadın oyuncunun da bu dizide olması benim top listeme girmek için yeter de artar aslında kii So ji sub acuşşisi de korenin efsane aktörlerindendir. Neyse ballandıra ballandıra tumblrun yönlendirmesi sonucu aklımda dahil olmayan dizimizi anlattığımıza göre gelelim başlığı açıklamaya. Daha bir kaç dakika önce sizin için yada mask okuyanlar için bir rehber hazırladım. Mangada da bol bol geçen hyung, oppa gibi terimlerin karşılıklarını içeren bu sayfa sağolsun bu haftaki güncel başlığı ne olsa acaba yaaa derdinden de beni kurtarmış oldu.
Ehh benim diyeceklerim bukadar. Daha çok çene çalmak isterdim amma velakin benim veletlerin notlarını sisteme girmem gerekiyor. Yoksa yakında hepsi benim evde yaşamaya başlayacak öğreneceğiz diye. Diğer güncelde görüşmek üzre der süpürgeme atladığım gibiii kaçarım bu diyardan.

Güncel Listesi

Black Bird 22

Bokura Ga İta 29-30

Kaichou Wa Maid Sama 60

Kimi Ga Suki 5

Kyou Koi wo Hajimemasu 21

Kyou no Kira-kun 3.5

L-DK 32

Love İn The Mask 60-61-62

Nana 5

Orange Marmalade 42-43-44

Skip Beat 165-166

Taiyou no Ie 11

Yankee-kun to Megane-chan 73 - 74

Yumemiru Taiyou 22

Mabushi Majo Ailesi Keyifli Okumalar Diler


Madem açılışı so ji sub acuşşimle yaptık kapanışı da demin anlattığım dizide sıkça yaptığı defol hareketiyle yapayım kkkkk


Yumemiru Taiyou

By : Neobi
Diğer Adları: Yume miru Taiyou, Dreamin’ Sun, 夢みる太陽 

Tür: Shoujo, Romantik, Komedi
Cilt Sayısı: 10
Bölüm Sayısı: 47
Mangaka: Ichigo Takano
Yayımlanma Tarihi: 2008 - Kasım 2011
Dergi: Bessatsu Margaret

Çevirmen: Rosario
Editör: Mahlas & Neobi



Konu: Evden kaçıp bir de üstüne okulu asan Shimana Kameko umutsuzca bir parkta boş boş dolanırken, şans eseri, kimono giymiş ve yere boylu boyunca uzanmış garip bir adamla tanışır. Sokak ortasında yatan
bu adam kendisine yardım etmesi karşılığında Shimana'ya kalacak bir yer teklif eder. Kalacak yer bulmanın verdiği sevinçle bu öneriyi kabul eden Shinama, yerine getirmesi gereken 3 şartı duyduğunda ne yapacaktır?


Not: 21'e kadar olan bölümlerin çeviri ve editi ATORİ grubuna aittir.


İndirme Linkleri

Cilt 1

Cilt 2

Cilt 3

Cilt 4

Cilt 5
bölüm 19-23  MG MF


Cilt 6
Bölüm 24-28 MG

Cilt 7
Bölüm 29-32 MG

Cilt 8
Bölüm 32,5 MG MF
Bölüm 33 MG MF
Bölüm 34 MG MF
Bölüm 35 MG MF
Bölüm 36 MG MF
Bölüm 37 MG MF

Cilt 9
Bölüm 38 MG
Bölüm 39 MG
Bölüm 40 MF
Bölüm 41
Bölüm 42

Cilt 10
Bölüm 43
Bölüm 44
Bölüm 45
Bölüm 46
Bölüm 47

Nurdish Güncükü: Geldim,geldim!

By : Nurdish

Hayırlı Cuma'lar Gençlik!

Geldim, geldim! Merak etmeyin, endişelenmeyin. Bir sürü bölümle geldim hemde! Beklediğinize değecek yani. ;)

Güncelimizde klasik serilerimiz Yamada ve Sunako 2'şer bölümleriyle mevcut. Onların yanında 2 hadaşi de var efendim! Nevale'yi sevgiyle anar, "Baaaak! Biz hızlı gidiyoz, gördün mü?!" diye çatlatırım. :D :D :D Ve de sabırsızlıkla beklenen Watashi ga Motete Dousunda'nın yeni bölümü de geldi!!! Peki benim sorumluluğumdaki mangalarda neden gecikme var? Hehehe... Editörlerim bu yazımdan hiç hoşlanmayacak. :D Yok yok, o kadar acımasız olmayacağım.

Uzun uğraşlar, bilumum söylenmeler ve baskılar sonucunda Arum'dan Sunako'larımı almayı başardım. Geçen güncelde güncel vermememin sebebi Sunako'sun güncelin üstüme tutmamasıydı. Pazartesi elime geçmişti bölümler ama bir kaç gün daha bekleyip günümde güncelimi vermek istedim. He, Arum'dan bahsediyordum. Aslında hatun biraz zor günler geçirmiş. Annesinin ağrıları ve kendi gribi derken bayağı bir bitap düşmüş. Bunları bana anlattığında gerçekten çok üzüldüm. Kız bunlarla uğraşırken bir de benim azarlarımla uğraştı resmen... Zaten buradaki tek sıkıntı bir haber vermesi esasında. Neyse konuştuk halleştik gençle. İnşallah akan burnusu ve öskürükleri de iyileşirde tamamen toparlanıp ayağa kalkar. Yaa, kız bu haldeyken size bölüm yetiştirmeye uğraştı! Her şey sizin için zaten okurcanlar... :P :D

Speedy Gonzales Eva eşliğinde çekirgesi ve benim full-time editörüm Saparrow Yamada'yı yaptılar. Saparrow editleri yapıyor, Eva da kontrol ediyor. Saparrow Yamada'nın yanında bir de Hadaşi yapıyor. Süperler bu kızçeler yani :D

Watashi'ye gelince... valla bana hiç yüklenmeyin gençler! Hep bu Sago'nun suçu! Ben çeviriyi ona atalı nice zaman oldu, anca verdi bölümü. Hatta ben sabah yayınlayacaktım ama beni bu saate bıraktırdı. Hurraaaa! Çullanın üzerine! Baskı yapın da 3.bölümü hemen yapsın. :D (tabi önce ben bir çevireyim onu :P)

Elerinize kollarınıza sağlık gençler! :)

Bu arada gördünüz mü Yankee-kun'lu, Yamada'lı one shot mangamızı? Çooook heyecanlı! :D Pek yakında Saparrow ile hazırlayıp önünüze tatlı niyetine sunacağız.

Bölümlerimize gelelim şimdi:

Yamato Nadeshiko Shichi Henge: 95-96

Yamada-kun to Nananin no Majo: 79-80 

Hadashi de Bara wo Fume: 20-21

Veeeeeeeeeee...

Watashi ga Motete Dousunda 2!

Afiyetler olsun gençler! ;)

Yankee-kun na Yamada-kun to Megane-chan to Majo

By : Nurdish
Diğer İsimleri: Yankee-kun na Yamada-kun to Megane-chan to Majo, Yanki Yamada  ve Dörtgöz Kızla Bir Cadı
Tür: Komedi, Gender Bender, One Shot, Shounen
Mangaka: Yoshikawa Miki
Yayınlanma Tarihi: 2014
Uzunluk: 1 bölüm
Çeviri: Nurdish
Edit: Saparrow




KONU

Yankee-kun to Megane-chan ve Yamada-kun to Nananin no Majo severler bu (one shot) tek bölümlük mangaya bayılacak! Konuyu zaten biliyoruz, fazla söze gerek yok.
Teşekkürler Mangaka Yoshikawa! 

Vuhuuu! işte özel bölüm karşınızda!!!

Yankee-kun na Yamada-kun to Megane-chan to Majo
Özel Bölüm: MF

Neobinin Güncesi: Geçmiş Zaman Masalı

By : Neobi
Daha önce yeşilliğin bu denli bol olduğu bir yerde bulunmamıştım. Etrafı size tarif etmem gerekirse yeşil. Bol bol yeşil. Başka da bir şey yok. Daha da önemlisi buraya nasıl geldiğime dair bir fikrim de yok. Her zamanki gibi rutin işlerimi yapmak amacıyla güne açtım gözlerimi. Her zaman yaptığım gibi son dakika kala kalktım. Apar topar giyinip evin içerisinde koştururken kahvaltı masasından bir dilim kızarmış ekmek kaptım, kardeşime beni zamanında uyandırmadığı için bir küfür savurdum ve tam kapıdan çıkacakken her sabah yaptığım gibi ayağımı kapının eşiğine geçirdim. Okula yetişmek amacıyla saat tam 10 da geçen 34Z otobüsüne yetiştim vee işte burada film kopuyor. Normalde otobüsle 1 saat yol gittikten sonra okula varmam gerekirdi. Fakat şuan göz alabildiğince yeşil bir ormanın tam ortasındayım. Benim bugün çok çok çok önemli bir sınavım var ama ben bir ormanın ortasında dikilmekle meşgulüm. Aman ne güzel... 

Etrafa bakmayı bırakıp gözlerimi  kendi üstümde gezdirince gördüğüm şey beni dehşete düşürüyor. Etek kısmı fırfırlı ve kabarık, belden bir korseyle oturtulmuş üst kısmım neredeyse elbiseden fırlayacak gibi. Benim gibi salaş giyinmeyi seven bir kıza göre çok çok şık ve demode. Evet gerçekten demode. Sanki 1780'lerin Fransa'sında gibiyim. Ve en önemlisi saçımda kocaman bir topuz.

Rüya görme olasılığımı düşünüyorum bir an. Rüya olmalı değil mi? Bu durumu başka ne açıklayabilir ki? Fakat sabah şu yukarıda anlattığım şeyleri yaşadığıma eminim. Hatta ayağımın acısı bile daha geçmedi. Dahası bu ormanda hiç otobüs koltuğuna benzeyen bir şey de görünmüyor. Kısacası nasıl oldu bilmiyorum ama kendi zamanımdan koparılıp buraya bir yere sürüklendim. 
Durum her ne olursa olsun, bu lanet yerden çıkmam gerek.  Böyle önemli bir sınavım varken neden tüm bu gerçek olamayacak kadar saçma şeyler benim başıma gelir ki diye söylene söylene yürüyorum yeşilliğin içerisinde... Sağa bakıyorum, sola bakıyorum, önüme arkama aklıma gelebilecek her yere ama her yere bakıyorum. Ama hiç bir çıkış varmış gibi de görünmüyor. Sakin ol kızım diyorum kendi kendime. Nefes al, nefes ver, nefes al, nefes ver. Evet aynen böyle. Şimdi kendime geldiğime göre beynimde ki gri hücreleri çalıştırıp buraya nasıl düştüğümü çözebilirim. Onu çözemesem bile bir çıkış bulabilirim. 
Kafamı çalıştırmak için  en büyük alışkanlığım olan volta atma metodunu kullanıyorum. Topuklarım yeşil zemine bata çıka bir oyana bir buyana yürüyorum. Sağ çaprazımda ki Ardıç ağacını geçiyorum. Biraz ilerisinde ki Defne ağacını geçiyorum. Defnenin hemen dibinde ki iğde ağacını geçiyorum. 
Ardıç, defne, iğde... Ardıç, defne, iğde... Ardıç, defne iğ-...
- Hey Ros... İşte bu ses düşüncelerimi bölüyor. Biraz korkarak, birazda umut ederek dönüyorum arkamı ama kimse yok. Hah bir serap görmem eksikti...
Tekrardan volta atma ritüelime döneceğim sırada aynı ses yine sesleniyor: - Hey ros buradayım.
Yine dönüyorum arkamı, fakat yine hiç kimse yok. Oflaya puflaya artık hiç bir işe yaramayacağına emin olduğum ritüelime döndüğüm sırada aynı ses bir kez daha seslenince " yettiniz ama artık be " diye sesimin çıktığınca bağırarak olduğum yeri tekmelerken ayaklarımın etrafını çevreleyen bir kaç karaltıyı  fark ediyorum. Aslında ileri derece miyop'umdur ama nedense gözlerim şuan cam gibi görüyor. Ayağımın dibinde hareket eden karartıların ne olduğunu tam olarak görebilmek için iyice yere eğiliyorum. 
İyice yere eğildiğimde tam 14 gözün bana baktığını fark ediyorum. 14 göz 7 adam... Daha doğrusu 7 cüce.
Haha iyice kafayı yedim. Ciddi ciddi sıyırdım. Nerede olduğunu bile bilmediğim bir ormanda, üstümde uyduruk bir kıyafetle 7 tane cücenin gözlerini içine bakıyorum şuan. Kendi aralarında hararetli bir tartışma içerisindeler:
1. cüce: Bir gözü bizim orman gibi neredeyse...
2. cüce: Bir dev, bir dev, hemen kaçmalıyız korkunç bir dev 
~~ bana korkunç diyor resmen ukala bücür ~~
3. cüce: Beyler bu bizim yıllardır beklediğimiz prenses bir sakin olun.
4. cüce: Bence gözlerini oyalım. 
5. cüce: Bence o çok tatlı baksanıza kırmızı ruju bile var. 
~~ bir dakika... kırmızı ruj mu? iyi de ben hiç kırmızı ruj sevm- aman neyse şuan kafamı takmam gereken en son şey bu olsa gerek bu kadar absürtlük içerisinde ~~
6. cüce: Cadı bizi bulmadan kaçalım. Bu da ne yaparsa yapsın.
~~ Bir cadıdan bahsediyorlar. Beni öldürmeyi düşünen bu 7 bücür bir de cadıdan bahsediyor. Aman ne güzel, ne güzel... ~~
7. cüce: Bence onunla konuşmalıyız. Hemen karar vermeyelim çocuklar.
7. cüceyi seviyorum. Akıllı olduğu duruşundan belli bir kere. Fakat bir türlü susmuyorlar. O küçücük tartışmaları, tiz sesleri resmen artık kafamda çınlıyor. Bakın diyorum sakince
- Kavganızı böldüğüm için üzgünüm ama benim çok önemli bir sınavım var ve bu lanet yerin neresi olduğuna ve nasıl çıkacağıma dair hiç bir fikrim yok.
Fakat beni sallamıyorlar. Kendi kavgaları onlara nedense daha önemli geliyor. Zaten gerilmiş olan sinirlerim iyice çileden çıkıyor ve sesimin çıktığınca bağırıyorum:
- Bi kesin sesinizi allah aşkına...
7 cüceninde yüzü aynı anda bana dönüyor ve gördüğüm andan beri hiç sevmediğim 4. cüce cevap veriyor:
- Sağır değiliz...
- Öyle mi buradan bakınca hiç öyle görünmedi de. Her neyse benim buradan çıkmam gerek. Ve siz  7 ufaklık bana yardım etmek zorundasınız...
4. cüce: Bence gözlerinden önce dilini keselim.
Of allah aşkına nasıl bir kabusun ortasındayım ki. Tekrar kendime hakim olmaya çalışarak yavaş yavaş konuşmaya başlıyorum:
- Siz masal kahramanlarıyla bizzat tanıştığım için çok mutluyum ama gerçekten buradan gitmem gerek. Bana yardım ederseniz hem siz bu güzel ormanınızda eski huzurlu yaşantınıza dönebilirsiniz hem de ben kendi zamanımda şuanda muhtemelen bitmek üzere olan sınavımın sonuna yetişebilirim he ne dersiniz?
Sanki fi tarihinden gelme biri konuşuyormuş gibi anlamsız gözlerle bön bön yüzüme bakıyorlar. Ağlayacağım galiba. O kadar mutsuz ve sinirliyim ki miğdem bulanıyor. Tam o anda akıllı olduğuna başından beri emin olduğum 7. cüce kendisine tamamen zıt kocaman bir gülümsemeyle bana dönüyor ve:
- Madem öyle sana yardım edeceğiz fakat bize buraya nasıl geldiğini anlatman lazım.
diyor. Buna cevap vermeyi gerçekten çok isterdim ama verecek bir cevabım yok. Çünkü cidden bu kabusa nasıl düştüğüme dair bir fikrim yok. Yinede hatırladığım kadarınca anlatıyorum. Bilgece ve sessizce beni dinleyen cüceler nedense telaşa kapılıyor bir an. Hikayem bittiğinde üzgün gözlerle yüzüme bakıp:
- Cadının sevgilisi olan prensi ayartman lazım diyorlar.
Tam bana göre haha hahahahah cidden şuan kahkahalarla gülebilirim içinde bulunduğum duruma. Hatta miğdem bulanmasa ve üstümde hareketlerimi kısıtlayan bu elbise olmasa tepine bilirim de. Gülerek zorla da olsa konuşmaya çalışıyorum:
- Be- Ben bir prensi ayartacağım öyle mi? Hahahaha Hem de cadının sevgilisi olan prensi hahaha Beni öldürmek için neden kalbime bir hançer saplamıyorsunuz ki ? Hem daha kolay hemde çok hızlı olur. Yani sevgilisini ayartırken bir cadı tarafından basılıp  başıma nelerin gelebileceğini kestiremediğim bir ölümü beklemek pek eğlenceli değil de...
Yalnız cüceler gülmüyor, aksine çok ciddiler. 
-Yooo yooo diyorum siz gerçekten ciddi olamazsınız değil mi?
4. cüce: Emin ol senin ölmeni isteseydik bu zevkli görevi o nalet cadıya kaptırmazdık fakat gerçek bu.
Bu ormanda işim bittiğinde,  ve cadının gazabından kurtulduğumda bu 4. cücenin kafasını ezeceğim diye söyleniyor içimde ki ben. 

Eh diyorum madem öyle peki nerede bu prensin evi?

Bir kaç saat sonra:
Bu 7 cüceye inandığım için kafayı yemiş olmalıyım. Bu ormanda bir ev bile yokken bir prens olacağına inanmamı sağlayan şey ne acaba. Oflaya puflaya yürüyorum ormanın içerisinde. 
Eğer yerde bir oyana bir buyana tur atan cüceleri görmemiş olsaydım şuan beni ölümüne rahatsız eden ayakkabıları da fırlatıp atabilirdim lakin her ne kadar cüce de olsa bir insanı öldürmek pek de iştah açıcı gelmediği için acıya katlanıyorum.
Ne kadar yürüdüğümü unuttuğum bir anda, ayaklarım acıdan kopacağı sırada yere yığılıyorum. Şahsen prensde, cadı da, o lanet cücelerde hatta sınavda umrumda değil. Öleceksem öleyim... Bu düşünceyle yavaşça kendimden geçiyorum. 
Ne kadar zaman baygın kaldım bir fikrim yok. Fakat uyandığımda kendimi kocaman bir odada buluyorum ve artık 1780'lerin Fransasında olduğuma eminim. Odanın içerisi pastel renklerde ve oldukça sade. Tabi bu sadelik anlayışı günümüzle düşünülürse geçerli. Zira bu dönemin en şaşalı süslemesi olduğuna eminim. 
Meraklı gözlerle odayı incelerken ahşap kapı gıcırdayarak açılıyor. Şaşkın gözlerle kapının eşiğinde duran sanki bir tanrı heykelinin vücut bulmuş hali olan adam beni olduğum yere kitliyor.
Ah diyor sesi sanki bir notanın ezgileri gibi. 
-Uyanmışsınız. Ayağınıza pansuman yapsak iyi olacak.
Aval aval bakıyorum adamın suratına. Hatta şuan salyalarım bile akıyor olabilir. Kafasını hafif sağa eğip yarım ağız gülümserken dudağının kenarları çok düzgün bir şekilde kıvrılıyor. Öldüm galiba. Ve şuan cenentin en güzel katı yaşadığım saçmalıklar yüzünden bana verilmiş. Yavaşça yanıma sokulup:
-Pardon hanımefendi biraz oturmanız lazım diyerek beni kucakladığı gibi yatağın bir köşesine oturtuyor ve anlatmaya başlıyor:
-Sizi ormanda bulduğumda baygındınız. Herhalde güneş çarpmış olacak. Bu aylar kızıl orman çok sıcak olur. Sizi tam zamanında bulduğum için çok şanslısınız. Eğer biraz geç kalsaydım şuan kızgın güneş altında kavrulmuş olurdunuz. 
Normalde böyle cümlelerin beni tedirgin etmesi gerekir ama karşımda ki adam o kadar yakışıklı ki düşünme yitimi de kaybetmiş durumdayım bu sebeple.
Eh diyor pansumanınız bitti. Artık yemeğe geçebiliriz.
Tabii diyorum gülümseyerek ve onunla birlikte çıkıyorum odadan. 100 den fazla basamak olduğuna emin olduğum bir merdivenden inmeye başlıyoruz. Çaktırmamaya çalışsam da ayağım cidden feci acıyor ama şuan ki durumu da bozamam yani. Biraz katlanacağız. 
Nihayetinde merdivenlerden inip yemek salonuna vardığımda masanın baş köşesinde gördüğüm karalar içerisinde ki kadın beni içerisinde bulunduğum o mutlu ortamdan koparıp gerçeklikle yüz yüze bırakıyor.
Ahh diye geçiriyorum içimden. Bende çok şaşırmıştım nasıl bu kadar iyi bir olay başıma geldi diye.
Kadın bakışlarını üstüme kilitlemiş durumda. Göz hapsinde oturuyorum koltuğuma. Prens beni oturttuktan sonra cadının yanına geçerek yanağına bir öpücük konduracağı sırada cadı gayet yüzsüzce dudaklarına yapışıyor adamın gözleri benim gözlerimdeyken. Rahatsız olmuşçasına kıpırdanıp buradan nasıl kurtulacağımı düşünüyorum. Neticede cadının evinde sevgilisini ayartacak kadar aptal değilim. Başka bir  yolu olmalı. Buradan kurtulmanın başka bir yolu olmalı...
Cadının göz hapsinde biten akşam yemeğinden sonra odama çekildiğimde tamamen bitkin durumdayım. Ne yapacağımı bile düşünemiyorum. O kadar yorgunum yani. 
Biraz uyumak için yatağa uzandığım sırada kapım tıklatılıyor. O çirkin cadıyla nasıl çıktığına inanmadığım prens biraz telaşlı biraz da ürkek adımlarla içeri girip kapıyı kitliyor. 
Ne olduğunu anlamasam da doğruluyorum uzandığım yerden.
- Bir şey mi oldu diye soruyorum?
-Biliyordum diyor sessizce. Geleceğini biliyordum.
-Affedersin ama neden bahsettiğini anlamadım?
-Beni cadıdan kurtarmak için geldin değil mi? Beni öptüğünde her şey eski haline dönecek değil mi?
- Ah.. Şeyy .. E- evet teorik olarak öyle diyorum. Fakat içimde ki ses her şeyin dönüp dönmeyeceğinden pek de emin olmayarak homurdanıyor.
- O zaman hadi öp beni diyor prens. Cadı uyanmadan bir an önce öp ki herkes ait olduğu yere dönebilsin.
-Evet diyorum kendi kendime evet bu sırf iş için. Yapmam lazım. Korkunun ecele faydası yok. 
Prens bana yaklaşıyor. O yumuşacık elleri belimi kavrıyor. Nefesini  hissedebiliyorum yüzümde. Gözlerimi o geniş omuzlarından, bir ressamın elinden çıkmışçasına yaratılmış yüzüne kaydırıyorum. Bakışlarımız buluşuyor. Kalbim o kadar hızlı atıyor ki korkudan mı yoksa heyecandan mı olduğunu kestiremiyorum. Beni yavaşça kendine çekiyor. Boynunu hafifçe eğip tam dudakları dudaklarımla buluşacakken Güümmm diye bir ses yerimden sıçramama sebep oluyor. Korkudan kalbim duracak. Cadı tüm haşmetiyle kapının ucunda. 
-Biliyordum diyor. Seni ilk gördüğümde anlamıştım. Fakat buradan kurtulamayacaksın.
Bir hışımla elinde ki asasını sallıyor ve yere yığılıyorum. O sırada bir el hissediyorum omuzlarımda. Omuzlarımda ki el beni o kadar hızlı sarsıyor ki pek fazla baygın kalamayacağım galiba. Sarsıntı daha güçlendikçe huzursuzca kıpırdanıyorum. Gözlerimi yavaşça açarken ölüp ölmediğimi merak ediyorum. Prense ne olduğunu merak ediyorum...
- Hey ros diyor bir ses yine. Kendime gelmeye çalışırken yavaşça etrafa göz atıyorum.
-Hey kızım kalk artık neredeyse okula vardık.
The End


Ahh cidden paslanmışım. Yani şu hikayeyi çıkarmak kaç saatimi aldı emin değilim. Artık ne kadar oldu olmadı bilmiyorum ros bebeyim ama yine de boş geçirmek istemedim. Chat köşelerinde kendi doğum günün hatırlatmana gönlüm el vermedi. Cidden kendi doğum gününü hatırlatan senin gibi kaç çatlak vardır şu dünyada merak ediyorum XD Hediyemi de sunduğuma göre yeni yaşının sana sevgi, sevgi, ve bol bol sevgi getirmesini dileyerek sazı diğer cadılara bırakıyorum. Mutlu yıllar şekerim.
Başka bir masalda buluşmak üzere minna...

- Copyright © Mabushi Majo - - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -